İstanbul Psikolog Pedagog Kimdir, Nedir?
Randevu :  0505 767 58 85

  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Psikoloji Nedir
İnsan davranışlarını zihinsel süreçleri ile birlikte bunların altında yatan nedenleri inceleyen ve araştıran bilim dalıdır.
Psikolog Kimdir
İnsanlarda görülen normal ve normal dışı davranışları; düşünme, öğrenme, duygu ve heyecan gibi insanın psikolojik süreçlerini inceler ve insanlara bu süreçte yol gösterirler.
Pedagog Kimdir?
Çocukların psikolojik problemlerini tedavi etmek çocuk psikiyatrisi ve çocuk psikologunun görevidir. “Pedagog” kelimesi halk arasında çocuk psikologu olarak algılanmaktadır!
Psikoterapi Nedir?
Psikoterapi, bireylerin duygusal ve davranışsal sorunlarının çözümünü, ruh sağlıklarının geliştirilmesi ve korunmasını amaçlayan tekniklerin genel adıdır
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret41236
Evlilik Öncesi İlişki Terapisi 0544-724-36-50

Evlilik Öncesi İlişki Terapisi  0544-724-36-50

Site Menüsü
istanbul psikolojik danışman randevu 0533-373-81-23

Nöbetçi Acil Psikolog 0505-767-58-85

Piskolog Pisikolog Pedegog Randevu 0533-373-81-23
Uyguladığımız Psikoloji Testleri

Zeka Testleri

  • WISC-R
    6-16 yaş arası çocuklara uygulanan bir zeka testidir.
  • Porteus Labirentleri
    Çocuk ve yetişkinlere uygulanan zekanın özel bir şeklini ölçen, kullanımı yaygın bir zeka testidir.
  • Alexander (Pratik) Zeka Testi
    Ergen ve yetişkinlere uygulanan, pratik zekayı ölçen bir testtir.
  • Catell 2 A
    7 yaş 6 ay ile lise dönemi çocuklara uygulanan zeka testidir.
  • Catell 3 A
    Üniversite öğrenimi alan veya almış olan bireylere uygulanan zeka testidir.
  • Good Enough Harris Testi
    Çocuğun çizdiği insan resmi ile zekasının tespit edilebildiği, özel bir çeşit zeka testidir. Çocuğun çizdiği resim aynı zamanda analitik açıdan da yorumlanmaktadır.

Kişilik Testleri

  • Rorschach
    Çocuk, ergen ve yetişkinlere uygulanabilen, hem kişiliğin analiz edilebildiği, hem de ruhsal hastalıklara tanı koyabilen, bireyin yaşadığı ruhsal sıkıntıların altında yatan dinamiklere ulaşabilen, son derece özel, projektif bir kişilik ve tanı testidir.
  • MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri)
    16 yaş üzeri bireylere uygulanabilen, ayrıntılı ve objektif ölçüm yapabilen bir kişilik envanteridir.
  • CAT (Çocukların Algılama Testi)
    Çocuklara (3-10 yaş) uygulanan projektif bir kişilik testidir.
  • Louisa Duss
    Çocuklara uygulanan yarı yapılandırılmış hikayelerden oluşan, ruhsal dinamiklere ışık tutabilen özel bir testtir.
  • Draw A Person
    Çocuğun çizdiği bir insan resmi üzerinden, onun ruhsal dünyasına inebilen, kişilik analizi yapabilen,çocuk hakkında ayrıntılı bilgi verebilen, terapi sürecine yardımcı olan bir kişilik testidir. 

Gelişim Testleri

  • Denver
    0-6 yaş çocukların gelişimini değerlendiren, gelişimin normal mi, geri mi yoksa ileri mi olduğuna cevap verebilen bir gelişim testidir.
  • AGTE
    0-6 yaş çocukların gelişimini değerlendiren, gelişimin normal mi yoksa geri mi olduğuna cevap verebilen bir gelişim testidir.
  • Peabody Resim Kelime Eşleştirme Testi
    2-11 yaş arası çocukların alıcı dil yaşının tespit edilebildiği, konuşma bozukluğu ve sözel ifadeye ışık tutan, resim kelime eşleştirme testidir.
  • Gessell
    2- 6 yaş arası çocukların görsel motor ve algı gelişiminin değerlendirildiği bir gelişim testidir.

Okul Olgunluğu Testleri

  • Metropolitan
    5 yaş 6 ay ile 6 yaş 0 ay arsındaki çocuklara uygulanabilen, çocuğun ilkokula başlamaya hazır olup olmadığını ölçen, bir okul olgunluk testidir.
  • Frostig
    Çocukların görsel algılarını değerlendirmeye yardımcı olan bir algı testidir.

Organisite ve Nöropsikolojik Testler

  • Bender Gestalt
    8 yaş üzeri bireylere uygulanabilen, organiziteye dair bulgu verebilen, organik işlevsellik düzeyinin tespit edilebildiği görsel motor algı testidir.
  • Benton Görsel Bellek Testi
    8 yaş üzeri bireylere uygulanabilen, bireyin dikkat, algı ve bellek durumuna dair bilgi verebilen, dikkat eksikliğinin tespit edilebildiği bir dikkat ve algı testidir.
  • Standardize Mini Mental Test
    Bireyin bilişsel durumunun tespit edilebildiği, pratik bir değerlendirme testidir.
Site Haritası
Takvim
Aile Evlilik Psikoloğu Danisma: 0216-347-60-03
Cinsel Terapist Randevu: 0544-724-36-50
Bağımlılık Terapisi Fobi Tedavisi

Bireysel veya Grup Psikoloji Eğitimleri

Zeka Testleri

  • WISC-R
    6-16 yaş arası çocuklara uygulanan bir zeka testidir.
  • Porteus Labirentleri
    Çocuk ve yetişkinlere uygulanan zekanın özel bir şeklini ölçen, kullanımı yaygın bir zeka testidir.
  • Alexander (Pratik) Zeka Testi
    Ergen ve yetişkinlere uygulanan, pratik zekayı ölçen bir testtir.
  • Catell 2 A
    7 yaş 6 ay ile lise dönemi çocuklara uygulanan zeka testidir.
  • Catell 3 A
    Üniversite öğrenimi alan veya almış olan bireylere uygulanan zeka testidir.
  • Good Enough Harris Testi
    Çocuğun çizdiği insan resmi ile zekasının tespit edilebildiği, özel bir çeşit zeka testidir. Çocuğun çizdiği resim aynı zamanda analitik açıdan da yorumlanmaktadır.

Kişilik Testleri

  • Rorschach
    Çocuk, ergen ve yetişkinlere uygulanabilen, hem kişiliğin analiz edilebildiği, hem de ruhsal hastalıklara tanı koyabilen, bireyin yaşadığı ruhsal sıkıntıların altında yatan dinamiklere ulaşabilen, son derece özel, projektif bir kişilik ve tanı testidir.
  • MMPI (Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri)
    16 yaş üzeri bireylere uygulanabilen, ayrıntılı ve objektif ölçüm yapabilen bir kişilik envanteridir.
  • CAT (Çocukların Algılama Testi)
    Çocuklara (3-10 yaş) uygulanan projektif bir kişilik testidir.
  • Louisa Duss
    Çocuklara uygulanan yarı yapılandırılmış hikayelerden oluşan, ruhsal dinamiklere ışık tutabilen özel bir testtir.
  • Draw A Person
    Çocuğun çizdiği bir insan resmi üzerinden, onun ruhsal dünyasına inebilen, kişilik analizi yapabilen,çocuk hakkında ayrıntılı bilgi verebilen, terapi sürecine yardımcı olan bir kişilik testidir. 

Gelişim Testleri

  • Denver
    0-6 yaş çocukların gelişimini değerlendiren, gelişimin normal mi, geri mi yoksa ileri mi olduğuna cevap verebilen bir gelişim testidir.
  • AGTE
    0-6 yaş çocukların gelişimini değerlendiren, gelişimin normal mi yoksa geri mi olduğuna cevap verebilen bir gelişim testidir.
  • Peabody Resim Kelime Eşleştirme Testi
    2-11 yaş arası çocukların alıcı dil yaşının tespit edilebildiği, konuşma bozukluğu ve sözel ifadeye ışık tutan, resim kelime eşleştirme testidir.
  • Gessell
    2- 6 yaş arası çocukların görsel motor ve algı gelişiminin değerlendirildiği bir gelişim testidir.

Okul Olgunluğu Testleri

  • Metropolitan
    5 yaş 6 ay ile 6 yaş 0 ay arsındaki çocuklara uygulanabilen, çocuğun ilkokula başlamaya hazır olup olmadığını ölçen, bir okul olgunluk testidir.
  • Frostig
    Çocukların görsel algılarını değerlendirmeye yardımcı olan bir algı testidir.
Nöbetçi Acil Psikolog 0505-767-58-85

 

Nöbetçi Acil Pedagog 0505-767-58-85

SORUNLARA KARŞI KENDİNİ ATEŞLEME YOLLARI

SORUNLARA   KARŞI   KENDİNİ   ATEŞLEME YOLLARI 

 

Düşüncelerinize  Dikkat   Edin 

 

Hayattaki seçimlerimiz bize aittir. Ama her şey kontrolümüzde değildir. Bir şey  

Hariç; düşüncelerimiz. İnsanlar bize fiziksel olarak zarar verebilirler , paramızı yada eşyalarımızı çalabilirler, ama bizim iznimiz olmadan düşüncelerimizi değiştiremezler. 

Ne düşündüğümüze sadece biz karar veririz ve düşüncelerimizin kalitesini yükseltmek için yapacağımız her şey doğal olarak hayatımızın kalitesini de yükseltir. 

İnanmak, bir şeyin nasıl olduğu konusunda emin olmaktır ve tamamıyla kendi bakış açımıza göre oluşur. Bazen düşüncelerimizi sorgulamadan yada yargılamadan birkaç kez düşündükten sonra onları gerçekmiş gibi kabul ederiz.  

Bütün geleceğimiz, zihnimizde oluşturduğumuz alışkanlıklara, yani inançlara bağlıdır. Neye yürekten inanırsak, hayatımıza çekmeye başlarız. İnancımızın gerçekle bir ilgisinin olması yada bir hayal ürünü olması bu sonucu değiştirmez.  

Farklı olayları ve insanları hayatımıza çekmek istiyorsak, düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Sahip olduğumuz düşünceler bizi bugün bulunduğumuz yere getirdi. Yarın daha farklı bir yerde olmak istiyorsak, düşüncelerimizi değiştirmemiz gerekiyor. Düşünceler, bir mıknatısın enerjisi gibi kendisiyle uyuşan durumları ve insanları bize doğru çeker.  

Hayatımız düşüncelerimizi takip eder. Zihnimizde neyi düşünürsek, aniden o yönde ilerlemeye başlarız. Düşüncelerinizi sert bir şekilde sağa ve sola çevirirseniz, hayatınız ve tecrübeleriniz birden o yönde gelişmeye başlar. Düşüncelerin doğaüstü bir gücü vardır. 

Evinizde büyük bir fare olduğunu fark etseniz, “Şu gazeteyi bitireyim” ya da “Bugün çok yorgunum, onunla yarın ilgilenirim”, demezdiniz, değil mi? hemen yerinizden fırlardınız. Kendiniz durumu çözemiyorsanız , birisinden yardım alırdınız. Yani bir şey yokmuş gibi davranıp gazetenizi okumaya devam etmezdiniz. 

İşte biz de bu olumsuz düşüncelere karşı bir an önce harekete geçmeye başlamazsak,  bir süre  sonra, “Benim geleceğim yok, hiçbir şansım yok.” demeye başlarız. 

Şu anda aklınızdan neler geçiyor? Kendiniz ve geleceğizle ilgili olumsuz şeyler mi? neden şans bana gülmüyor diye mi düşünüyorsunuz ?  

Olumsuz düşünceleri olumlu düşüncelerle yer değiştirin. Tam tersini   düşünmeye başlayın. Geçmişiniz eksilerle dolu ise, geleceğinizin artılarla dolu alacağını düşünün. 

Kaybediyorsanız, “Zafer benimdir!” deyin. Sabah uyandığınızda, o bütün olumsuz düşünceleri silip atın. İçiniz sizinle değil, siz içinizle konuşun. 

Durum ne kadar kötü görünürse görünsün, ne hissederseniz hissedin, her zaman olumluyu düşünün ve konuşun. 

Bazılarınızın, “Hocam sen benim hayatımı bilmiyorsun, olumlu hiçbir şey yok. Hayatımda bana hiç iyi bir şey olmadı. Geçmişim buna müsait değil.” dediğinizi duyar gibi oluyorum. 

Problemlerinizin üstesinden gelmenin ve başarmak istediklerinizin imkansız olduğunu mu  düşünüyorsunuz ? unutmayın, hayatınız düşüncelerinizi takip ediyor. 

5 yıl kötü geçtiyse , en azından bunu konuşarak dolaşmayın. Konuşmalarınızı olumlu yönde yapmaya başlayın. 

Sorunları ve engelleri değil, çözümleri ve fırsatları konuşun. Her evden çıkışınızda fırsatları arayın ve sadece inanın. Birisiyle tanışmanız, bir an her şeyi tersine çevirebilir, ne kadar imkansız gibi görünse de. Banka hesabınız yada kredi kartı ekstreniz pek parlak görünmese de, “ fırsatların yaklaştığını hissediyorum.” deyin ve bu yönde gerekli adımları atın.  

Duygularımız, düşüncelerimize göre şekilleniyor. Sabah kalktığınızda, sizi kıran insanları yada yaptığınız hataları düşünerek mutlu olamazsınız. Gün boyunca ve yatmadan önce neler düşünüyorsunuz?  

Düşünceleriniz doğru yönde gitmeli. 

 

Zihniniz allak bullak ise düşüncelerinizde allak bullak olacaktır. 

 

Dünyanın en büyük ve güçlü bilgisayarına sahip olabilirsiniz, ama içine virüs girerse, bilgisayarınız yavaşlamaya ve işlemlerde hata vermeye başlar. Bilgisayar kötü olduğu için değil, içine virüs girdiği için. 

Olumsuz düşünceler de virüs gibidir. Virüslerin yalanlarına inanmaya başladık. “Ben o kadar yavaşım ki, çekici değilim ki, zeki değim ki, hayatımı değiştiremem. Hiçbir zaman başarılı olamam. Ben buyum ve hayatımda bu” böylece yaşayabileceğimiz hayatı hiçbir zaman yaşayamayız.  

Gerekenlere sahip olmadığımızı, geçmişi geride bırakamayacağımızı düşünürsek, düşüncelerimiz haklı çıkar.  

 

 Düşüncelerinize   Dikkat   Edin,  Gerçekleşebilirler. 

 

Amerika’nın Teksas eyaletinde bir çiftlikte oturan bir ailenin 11 yaşındaki çocuğu babası televizyonda maç seyrederken babasından biraz ilgi görmek istiyor. Oyuncak kamyonları üzerindeki yükleri göstermek istiyor. “Git başımdan.” diyor babası. Birkaç dakika sonra çocuk tekrar kamyonlarını babasına götürmek istiyor. Babası daha da kızarak, “Neden gidip kendini vurmuyorsun? “ diyor . Çocuk salondan dışarı çıkıyor. Bir silah sesi duyuluyor ; çocuk kendini vuruyor.   

2007 Haziran’ında İstanbul’da yoğun bir seminer programım vardı. Bu seminer programını 32 ilçede yürütüyordum. Her gün bir ilçede iki seminerim organize edilmişti ve her bir seminere yüzlerce kişi katılıyordu. Sabahları seminerin yapılacağı salonu bulmam için bir hayli çaba göstermem gerekiyordu. Oraya vardığımda da seminerde sorun yaşamamak için de salonun düzenlemesiyle bizzat ilgileniyordum ve genelde hazırlıklar programın başlangıcından birkaç dakika önce bitiyordu. 

Bir akşamüstü kalacağım otele dönerken, bu yoğun seminer trafiğinde arabamın lastiğinin patlaması durumunda başıma gelecekler bir anda aklıma geldi. Arabada seminer için gereken birçok eşya da vardı. Bir sonraki gün tahmin edin ne oldu? Evet  arabamın lastiği patladı. 

Bozcaada’da tatil yapan Gökhan Özbek, burada hurda bir araba görünce aklına hemen bir espri geldi. Genç adam arabanın içine girip sağ arka koltuğa oturdu. Ve ölmüş gibi poz vererek fotoğraf çektirdi. Gökhan tatil dönüşünde bu fotoğrafı arkadaşlarına gösterip şaka yapacak ve “Trafik kazası geçirdim, öldüm. Bakın bu da ölümün fotoğrafı. Ben aslında bir hortlağım!” diyecekti. Tatil bitti, Gökhan memleketine döndü. Kısa süre sonra gelen Ramazan Bayramı vesilesiyle Gökhan ailesi İzmir’e gitmeye karar verdiler. Otomobili Gökhan’ın babası kullanıyordu. Manisa-Kırkağaç girişinde mola veren aile, biraz dinlendikten sonra tekrar yola koyuldu. Yola çıkalı henüz birkaç dakika olmuştu ki, önlerine aniden bir yaya fırladı. Baba Hikmet direksiyonu kırdı, ama yayaya çarpmayı engelleyemedi. Kazanın etkisiyle Hikmet Bey direksiyon hakimiyetini kaybetti. Ön cam patladı ve araba dört takla atarak bir hendeğe yuvarlandı. Gökhan tıpkı 7 ay önce şaka olsun diye çektirdiği fotoğraftaki gibi arabanın arka koltuğunda oturuyordu. Görüntüsü ile de fotoğraftakine çok benziyordu. Fotoğraf şakası ne yazık ki, gerçek olmuştu. 

Düşüncelerinize dikkat edin, gerçekleşebilirler. 

 

Özgüven  

 

Özgüven, sizin kendinizi değerlendirmenizdir. Başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğü yada hissettiği değil, sizin kendi hakkınızdaki duygu ve düşüncelerinizdir. Özgüven, başarısızlığın sebebi ve başarının anahtarıdır. 

 

Sizin kendi hakkınızda ne düşündüğünüz, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünüzden çok daha önemlidir.   

Seneca 

 

Yapılan araştırmalar, her yedi kişiden altısının özgüvenin düşük olduğunu ortaya koyuyor. İşe geç kalırız. Sürekli televizyonun başındayızdır, fazla yeriz, anlamsızca uzun sosyalleşiriz, isteksiziz ve hiçbir şey yapmaya enerjimiz yok. 

Gördüğümüz rüyalar nasıl? Sürekli olumsuz mu ? kendinizi mahcup, kaybeden ve boyun eğer bir durumda mı görüyorsunuz ? rüyalarınıza bir karamsarlık ve korku mu hakim ? bu, bilinçaltınızın nelerle dolu olduğunu ve aslında nelere inandığınızı gösteriyor. Bunun üzerinde çalışmamız gerekiyor. Bu zinciri bir yerinden kırmanız gerekiyor. Böyle duygular içerisindeyken hayatınızda yeni sayfa açamazsınız. 

Kendi hakkımızdaki olumsuz düşüncelerin ve inançların çoğunu bilinçli olarak fark edemeyebiliriz, ama bilinç altındadırlar  ve kendilerini hissettirirler. Bazen kendinizi iyi hissetmezsiniz, ama tam olarak ne olduğuna da bir anlam veremezsiniz.  

Kendimizle ilgili hiçbir olumsuz düşünceye sahip olabileceğini hayal edebiliyor musunuz? kendimizle ve hayatla barışık olmak nasıl olurdu? Yeniden doğmuş gibi olurduk herhalde. Hayatımız boyunca taşımış olduğumuz bütün yükleri üzerimizden atmış olurduk. Kendimize güvenirdik, kendimizi iyi hissederdik, hayattan keyif alırdık. Kendimizi iyi şeylere layık görürdük. İşimizde daha yükseğe tırmanırdık. Daha iyi bir eş, daha iyi bir anne baba, daha iyi bir çalışma arkadaşı olurduk. Neşe ve mutlulukla dolup taşardık. Bunun için bir şeyin olması gerekmezdi, yaşamın kendisi ve hayatta olmamız yeterli olurdu.  

Kendimizin en iyi arkadaşı olurduk. Yalnız kalmaktan korkmaz ve sürekli birileriyle birlikte olma ihtiyacı içerisinde olmazdık. Çünkü sevdiğimiz insanla baş başa olurduk. 

İnsanlara daha sevecen davranır, sevgi ve saygıyla yaklaşıp, onları kendimize tehdit olarak görmezdik. Kendimize değer verdiğimiz için, başkalarının da bize değer vermelerini beklerdik ve vermelerini doğal karşılardık. 

Annemizden kalan bir vazoyu gözünüz gibi korurdunuz. Çünkü sizin için değerli olurdu. Kimsenin ona zarar vermesine izin vermezdiniz. Onunla yakalamaca oynamazdınız, oynamasına izin vermezdiniz. Oysa kendimize ne kadar kötü muamele yapılmasına izin vermezsiniz. 

Özgüven  Kazancınızı   Belirler. 

 

Özgüvenin bir yansıması da, ne kadar para kazanabileceğiniz konusunda kabul edebileceğiniz yada kendinize uygun gördüğünüz miktardır. Diyelim ki, kendinizi bir milyar kazanırken görebiliyorsunuz, ama üç milyar tamamıyla hayal dünyanızın sınırları dışında. Bu rakamların bir önemi yoktur. Önemli olan kendinize neyi uygun gördüğünüzdür.  

 

 Sizin   Değerinizi  Kim   Belirledi  ? 

 

Geçmişiniz mi? Aileniz mi? korkularınız mı? “Senden adam olmaz! “ diyen birisi mi? 

Bir gün bir balıkçı av malzemelerini ve balık sepetini alarak balık tutmaya gitmiş. 

Gittiği yerde bol şans dilediği diğer balıkçılar hiç balık yakalayamamışlar. Adam “Ya nasip “ diyerek atlasını atmış. Kısa süre sonra oltasına büyük bir balık gelmiş; ama adam balığı iğneden kurtarmış ve kendi kendine, ‘Olmadı’ diyerek, balığı nehre bırakmış. Kısa bir süre sonra ondan daha büyük bir balık daha yakalamış; ama yine ‘Olmadı’ diyerek, balığı suya bırakmış. Çevresindeki kişilerin şaşkın bakışları arasında küçük bir nalı daha yakalamış. Çevresindekiler, “büyükleri beğenmediğine göre bunu hiç tutmaz hemen suya atar” diye düşünmüşler. Oysa adam balığı iğneden kurtardıktan sonra, “Oh be!” diyerek, balığı sepetine atmış. Adamın bu garip tavırlarına şaşıran oradaki balıkçılardan bir tanesi dayanamamış ve sormuş : “Arkadaş; büyük balıkları suya geri atıyorsun, ama küçük balığı sevinçle sepetine koyuyorsun. Bunun anlamı nedir? “  

Adam tebessümle cevaplamış : “Evet, balıklar büyük, ama benim sepetim küçük. Ben sepetime uygun balıkları yakalamalıyım” . 

Eğer hayal kırıklığı, yaşadıysanız, başka bir hayal kurun. Yere çakıldıysanız, ayağa kalkın ve devam edin. Kapı yüzünüze kapandıysa, başka bir kapıyı zorlayın. Ne yaparsınız yapın hayatın bir köşesine çekilip kendinize acımayın. 

Etrafta limitlerinize ulaştığınızı düşünerek dolaşmayın. Bu düşüncelerden kurtulmalısınız. Başkalarının başarılarına ve zenginliklerine bakarak “Ben asla onlar gibi başarılı olamam, onlar gibi başarabileceğimi biliyorum !” deyin.  

Ailelerinizin başarılarını geçmiş olmanız önemli değil. Her sabah yataklarınızdan sınırlarınızı aşıp ileri gitmek için kalkın. Sadece geriye yaslanıp olanı kabul etmeyin. Başarılı bir aileden geliyorsanız da bayrağı alın ve daha da ileri taşıyın.  

Parasal olarak bocalıyor olabilirsiniz.  

 

Bu yılın yükseleceğiniz yıl olmasına karar verin.  

 

Bu yılı hayatınızın en iyi yılı yapın. Düşüncelerinizde bütün bunlar için yer açın. 

 

“Hocam”,  

“O kadar çok sorunum var ki, her şey o kadar üzerime geliyor ki. Hiçbir zaman borçtan kurtulabileceğimi düşünmüyorum. Bulunduğum çukurdan ala çıkamam.” 

“Sanırım hayatımın geri kalanını sağlık sorunlarıyla uğraşarak geçireceğim.” 

“Son 10 yıldır hiç sevgilim olmadı. Hiçbir zaman evlenemeyeceğim.” 

Şüpheye kapılıyorsunuz. Nasıl olacağını sorguluyorsunuz. Sadece inanın. 

 

Hiçbir  yol  yokken  birden  açılabilir.  

 

Her şeye rağmen olabilir. Geçmişinize, başarısızlıklarınıza, eğitiminize, eleştirilere rağmen. Şu anda içinizde oluşan inançların kök salmasına izin verin. O düşündüğün gerçek olabilir, ama eğer inanabilirsen.  

“Sadece şu faturalarımı ödeyebilsem.” , “Şunu bir atlatabilsem.” Gibi küçük düşünmeyi bırakın artık. Günlük yaşamayı bırakın. Bundan daha iyisini yapabilirsiniz.  

 

Fakirlik içerisinde yüzüyor olabilirsin, ama fakirliğin senin içine girmesine izin verme. 

 

Yıllarca bize “Ayağını yorganına göre uzat!” dediler. Bir Allah’ın kulu demedi ki, “ Dur gel şöyle ayağına göre bir yorgan dikelim.” 

Gerçek fakirlik parasal değildir. Gerçek fakirlik düşüncelerimizin fakirliğidir, inançlarımızın fakirliğidir. Fikirler üretirseniz, bütün kalbinizle inanırsınız, parayı kendinize çekersiniz. Sorun parada değil, sorun her zaman fikirlerde ve inançta. Tek sermayeniz fikirleriniz olabilir. Hiçbir sınır yok, istediğiniz kadar üretim yapabilirsiniz. 

Ne zaman yeni bir şeye kalkışırsanız sizi uyarıyorum, içinizden o olumsuz sesler yükselecek. Belki uzman diye adlandırılanlar size hiçbir zaman başaramayacağınızı söylediler ; “Bunun için gerekenler sizde mevcut değil.” 

Bu yalanlara inanmayın. 

Hayatınızda yolunuza her çıkanı kabullenmeyin.  

Siz ortalama olmanız için bu dünyaya gelmediniz. 

Hafızanızla değil, hayal gücünüzle hareket edin. 

 

İçinizde   Ayakta   Kalın. 

 

Belki sizi sürekli aşağıya çeken, size yanlış davranan , sizi kötü hissettirmeye çalışan insanlarla birlikte çalışıyorsunuz. Sizi yıkmaya çalışıyor olabilirler. Bırakın bir kulağınızdan girsin, diğerinden çıksın. İnsanların sizi kırmasına ve neşenizi çalmasına izin vermeyin.  

Durumunuz uzun süredir sabit görünüyor ve şartlarınızın nasıl değişeceğini etraflıca anlamıyor olabilirsiniz. 

 

İnanmak  paniğe kapılmayı   reddetmektir. 

 

Bugün birçok problem yaşıyor yada fiziksel olarak her açıdan ayağa kalkman mümkün olmayabilir ; işindeki sıkıntılar hemen bugün çözülmeyecek, o borç hemen bugün kapanmayacak, sağlığına hemen bugün kavuşamayacaksın, kendini yalnız yada bunalmış hissediyor da olabilirsin. Belki hayat şu dönemde çok anlamlı gelmiyor olabilir . İtiraz etmiyorum, bugün dış dünyanda ayağa kalkman mümkün olmayabilir. Ama eğer dış dünyanda bugün ayağa kalkamıyorsan,  İÇİNDE AYAĞA KALK! 

Çünkü içinde ayağa kalkarsan, dış dünyanda da yavaş yavaş ayağa kalkmaya başlayacaksın. 

Düşman en iyi vuruşunu yapsa bile, seni en fazla yere serebilir, ama seni içten yıkamaz. Bu  senin seçimin.  

 

Bir insanın hayatında neler yaşadığı, içinde neler yaşadığı kadar önemli değildir.  

 

Hayatta her şeyle karşılaşabiliriz. Bugün herhangi birimiz bir trafik kazası geçirebilir. İki hafta boyunca yatakta yatmamız gerekebilir. Ayağa kalkmamız mümkün olmayabilir, ama fiziksel olarak . Yaşadığımız hiçbir şey, eğer biz izin vermezsek bizi içten yıkamaz.  

 

Hemen burada bir karar verin : 

 

Hayat karşınıza ne getirirse getirsin, içinizde ayakta kalkmaya karar verin. Çünkü içinizde ayağa kalkarsanız, inanın bana, dış dünyanızda da yavaş yavaş ayağa kalkmaya başlayacaksınız.  

 

İçinizde ayağa kalkın ve o zaman olacakları seyredin. 

 

Senin başarın iki kulağın arasında. Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünde, öğretmenlerin yada işyerindeki insanların senin hakkında neler söylediğinde değil, geçmişte neler yaptığında, bugün nerede olduğunda yada ekonominin içinde ulunduğu durumda da değil. Başarı senin kalbinde. Onu dışarıda arama.  

Sen kendini adam yerine koymazsan, başkasının gelip de bunu senin yerine yapmasını bekleme. Yapmayacaklar. Sen kalkıp kaderini eline alacaksın. Bunun başka bir yolu yok.  

Geleceğin kendi avuçlarının arasında. Sen kendi kendine yeterlisin. Başarmak için gereken her şeye sahipsin. Beklemek zorunda değilsin, kimseden izin almak zorunda değilsin. İş değiştirmek zorunda değilsin. Hedeflerinin peşinden gitmek için şimdi hazırsın. Yürekten inanıyorsan başarı için gereken her şeye sahipsin. Yarın değil, gelecek ay değil, hemen şimdi.  

Daha fazla paraya ihtiyacın yok, yeterince paraya sahipsin. Araban yoksa, doğru dürüst bir çift ayakkabın yoksa, kimseden destek görmüyorsan, daha fazla bir şeye ihtiyacın yok. Çünkü bir hayalin ve yüreğinde başarma arzusu var.  

Hayatta nerede olursan ol, ne yaşıyor olursan ol, imkansızı başarabilirsin. Hangi pozisyonda olursan ol, kalkabilirsin. Parasal yada sağlık, iş durumun, ilişkilerin ne durumda olursa olsun, orada kalmak zorunda değilsin. Ayağa kalkabilirsin. Dışarı çıkıp hayatının ilham veren bir hikayeye dönüştürebilirsin. 

  

YAVRU   KARTAL 

 

Bir zamanlar, büyük bir dağda kartallar yuva yaparlarmış. Bir kartal da dört tane yumurtası ile bu dağda yaşıyormuş.  

Bir gün bir deprem olmuş ve yumurtalardan bir tanesi dağdan yuvarlana yuvarlana vadide yer alan bir çiftliğe kadar düşmüş. Bu çiftlik bir tavuk çiftliğiymiş. 

Çiftlikteki tavuklar, bu değişik ve normalden büyük yumurtayı sahiplenmeye karar vermişler. Yaşlı bir tavuk bu yumurtayı ve içinden çıkacak yavruyu koruması altına almış. 

Geçen günlerden sonra küçük kartal doğmuş. Çevresinde tavukları görmüş ve kendini tavuk zannetmiş. Bütün tavuklar da ona bir tavuk gibi davranmışlar. Ailesini de çok seviyormuş. İçinden bazen, “Ben kimim?” sorusu geçiyormuş. 

Ama o bir tavukmuş. Bunu böyle bilmeliymiş. 

Bir gün çiftlikte oyun oynarlarken, yukarı baktığında bir grup kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. “Aman Allahım, ne kadar güzel bir uçuyorlar. Ben de onla gibi uçmayı çok isterdim.” demiş. Tavuklar bu düşünceye hep birlikte gülmüşler. “Sen bir tavuksun ve tavuklar uçamazlar “ demişler. Küçük kartal , artık daha sık gökyüzüne bakıyor ve uçan kartallar gibi uçmak, özgür olmak istiyormuş. Ne zaman bu düşüncesinden arkadaşlarına, ailesine bahsetse, hep şu cevabı alıyormuş. “Sen bir tavuksun. Bırak bu hayalleri.” 

Zamanla, küçük kartal da bu düşünceyi kabul etmiş. Hayal kurmaktan vazgeçmiş ve hayatını bir tavuk olarak yaşamaya karar vermiş . Ve hayatının sonu geldiğinde de bir tavuk olarak ölmüş. 

Hayallerinizi  takip  edin,  tavukların  sözlerini   değil. 

 

 

Cesur    Olun 

 

Başarısızlıktan   Korkmayın 

 

Dünyanın en büyük otomobil üreticilerinden Ford’u kuran Henry Ford’un bu sektördeki ilk iki girişimi iflasla sonuçlandı. Üçüncü denemesinde hayal ettiği başarıyı yakaladı ve günümüze kadar gelen dünya çapındaki efsaneyi yarattı.  

Başarısızlığa ancak başarıyı denediyseniz uğrayabilirsiniz. Başarı için başarısızlık riskini göze almalısınız. Nietzsche’nin dediği gibi ; ‘Uçmayı istiyorsan, düşmeyi bileceksin.’ 

 

Kaybedecek kadar büyük değilsen, kazanacak kadar da büyük değilsin. 

 

Geçmişinizde büyük bir başarısızlığınız yoksa, bu başarmak için ciddi bir girişimde bulunmadınız demektir. Başarısızlık riski yoktur. Kesinlikle başarısız olmazsınız, ama başarma şansınız da yoktur.  

Hata yapmadan yeni bir şey keşfedemezsin. Hiçbir zaman korkup utanıp kırılmadıysan, bu hiçbir zaman riske girmedin demektir. Hiçbir şansı değerlendirmedin demektir. 

İşe başvuran bir genç mülakata girdi. Okuduğu okulun diplomasını istediler. Gençse, ‘Size gösterecek bir diplomam yok, ama geçmişte yaptığım hatalardan çıkardığım derslerin bir listesini size gösterebilirim.’ Dedi. O genci işe aldılar.  

Başarısızlık, başarmamış olmak demektir. Başka hiçbir şansın kalmadı yada istediklerine sahip olamayacaksın demek değil. İşe yaramaz bir insan olduğun anlamına da gelmiyor. Başarısızlığı kendinle bütünleştirme. Başarısızlık bir son değil, hayat yolculuğunda aldığın bir kilometredir.  

 

En büyük başarı hiçbir zaman düşmemekte değil, her düşüşümüzde tekrar ayağa kalkabilmektedir.  

 

Başarısızlık, başarı için bir şeyler yaptın ve öğrendin demektir. Hayatını boş yere harcadın değil. Yeni bir başlangıç yapabilirsin demektir. Ala başaramayacaksın değil, daha sabırlı olman gerekiyor demektir.  

Başarısızlıklarınızdan utanmayın. Eğer böyle olsaydı, muhtemelen yeryüzündeki yedi milyar insanın utanç içinde yaşıyor olması gerekirdi.  

Utanılması gereken bir şey olsaydı, bu amaçsız ve bir şeyi başarmayı denemeden, bir hedef uğrunda çalışmadan yaşamak olurdu.  

Büyük amaçlar için azimle ve cesaretle çalışıp başarısız olmayı, hayatımda beni heyecanlandıracak, başarmak isteyeceğim bir hedefimin olmamasına tercih ederim.  

Yapabileceğimiz en büyük hata, yapmaktan korkmaktır. Biz kendimizi yetersiz hissedip tereddüt ederken, bir başkası hata yapmakla ve bu sayede kendini geliştirmekle meşguldür. 

 

Sorunumuz aslında fazla hata yapmamız değil, yeterince hata yapmamamızdır.  

 

Bir ahırı düşünün. O ahırda üretim varsa, yerleri kirli olacaktır. Size yerleri gösterip, ne kadar kirli olduğunu söyleyenler olacak. Tek yaptıkları, bir şeyler yapmaya cesaret edenleri eleştirmek. Yapılan hata en azından insanın konuşmayı yeterince kesip bir şeyler yaptığının göstergesidir.  

 

Asıl saygıya değer olan, eleştiren kişi değildir. Saygınlık, gerçekten meydanda olan, yüzü toprağa, tere ve kana bulanmış, cesurca çarpışan, düşen ve her seferinde ayağa kalkan, büyük coşkuları, gerçek bağlılıkları bilen ve kendini değerli bir amaca adayan, en iyi durumda zaferi elde edeceğini , en kötü durumda başarısız olursa, büyük bir cesaretle savaşarak başarısız olduğunu bilen, öylece ne zaferi ne de yenilgiyi bilmeyen ürkek ruhların arasına katılmayan kişiye aittir.  

TEDDY   ROOSEVELET 

 

Thomas Edison tarihte en fazla başarısızlığa uğrayan, ama aynı zamanda en büyük mucit. Sadece ampulü icat etme aşamasında bile 10.000’in üzerinde başarısızlığı vardı. O günün önde gelen gazeteleri, Edison’un zamanını boşuna harcadığını ve yapmaya çalıştığı şeyin imkansız olduğunu yazıyordu. 

5.000. deneyden sonra genç bir gazeteci Edison’un yanına gelip  “başarısız oldunuz, başka başarısızlıkları göze alacak mısınız?” diye sorar. Edison’un cevabı ise, “Ben başarısız olmadım, sadece ampulün nasıl çalışmayacağının 5.000 yolunu buldum. Nasıl çalışacağına da 5.000 adım yaklaştım.” olur. 

Başarısızlıklar başarının temelini oluşturacak. Başarının yüzde 90’ı başarısızlıktır.  

 

Başarısızlık, daha zekice başlama fırsatından başka bir şey değildir. 

 

Hayatın amacı bir şeyler başarmaktır, kaç kez başarısızlığa uğradığınızın bir önemi yoktur.  

Sezen Aksu’nun ilk albümü olan ‘Haydi Şansım’ı sadece 50 kişi aldı. Sahne almaya başladığı yerden de 3 gün sonra kovuldu. Bugün ise nelerin olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye’nin en büyük seslerinden biri haline geldi ve kendisinden beste almak için sanat dünyasının önde gelenleri kuyruğa giriyorlar.  

Başarısızlık bir son değil, bir engeldir. Başarısızlık bir çıkmaz sokak değil, yoldan biraz sapmaktır. O engeli aşabilirsiniz, yada hayatınızın sonuna kadar onun dibinde yaşayabilirsiniz. Bu karar size ait.  

Karşınıza ne çıkarsa çıksın, cesaretsizliğe ve ümitsizliğe teslim olmayın. Kimsenin hayallerinizi  çalmasına izin vermeyin.  

 

 Reddedilmekten      Korkmayın 

 

Orijinal olun, özenti değil.  

 

Başkalarını taklit etmek için yaratılmadınız. Kendiniz olmak için yaratıldınız.  

 

Olmadığın gibi davranarak, çeşitli maskeler takarak, insanları mutlu etmeye çalışarak yaşayamazsın. Aslında, bu durumda kimseye karşı dürüst olmazsın, özellikle de kendine.  

 

Kimseyi memnun etmek zorunda değilsin. Bazı insanların seni sevmeyeceği gerçeğini kabullenmelisin. Beni de herkes sevmeyecek, seni de.  

 

Ne hissettiğin konusunda daha dürüst olmalısın . çünkü kendi duyguların konusunda dürüst olmadığında, enerjinin çoğunu gerçeği değiştirmek için harcarsın. Dürüst olmak, ne söyleyip nasıl davranacağının provasını yapmamak anlamına gelir. Gerçeği kabul edemeyecekler varsa, problem onların diye düşünmelisin. Gerçeği değiştirerek kendi problemin haline getirme.  

 

Kendinle dürüst değilsen, en iyi taraflarını kaçırıyorsun. Geçinmesi kolay, savunma yapmayan, güvende, kendini kabul eden, kırılabilir, insani ve bu yüzden sevgi dolu, işte gerçek sen busun. Hislerinizle dürüst olabileceğiniz bir dünya yaratın. Kendiniz olma özgürlüğünü yaşayın. 

 

Herkesin başkası olmaya çalıştığı bir dünyada, sen dürüstçe kendin olma cesaretini göster. 

 

 Eleştirilmekten    Korkmayın  

 

Sizi eleştiren kişiye bir bakın. Konuştuğu konu hakkında bilgi ve tecrübesi var mı? Siz bir şeyler yapmaya çalışırken o sadece yaptıklarınızı mı eleştiriyor?  Acaba kendisi başarı adına neler yapmış ? Nelere cesaret edebilmiş? Sizin sahip olmak  istediğiniz hayata sahip mi? 

Bazen size tavsiye veren arkadaşlarınız, kendi hayatlarını bile yönetemiyorlardır. Ancak size ne yapmanız gerektiğini söyleme konusunda iyidirler. Size fikir verenlerin ne hakkında konuştuklarını bildiklerine ve zekalarıyla sizin saygınızı kazanmış kişiler olduklarına emin olun.  

Her şeyi doğru düzgün yapmak ve ortalarda bir yerlerde olmak sıradan bir durumdur.  

En dipte yada dibe yakın olmak ise ayrıcalıktır.  

Bu sizin için uygun görülen sıradanlıkla ilgilenmediğinizi gösterir. Aklınız başka bir yerdedir.  

Hayallerde. 

Hayatımızı garantiye almak için risk almamız gerekiyor.  

Bazen iyi gidecek, bazen gitmeyecek. 

İyi gittiği zamanlar, iyi gitmediği zamanları unutturacak. 

 

 Daha  Ne  Bekliyorsunuz? 

 

Harekete  geçin. 

İnsanların hayattan istediklerini elde edememelerinin nedeni , çoğunlukla ilk adımı atmaktan çekinmeleridir. En zor olan ilk adımı  atmaktır. Korkular üzerine gelecek, seni vazgeçirmeye çalışacak. 

‘Sen kimsin ki böyle bir şeye kalkışıyorsun?’ diyecekler. ‘Şimdiye kadar ne yaptın ki bunu yapabileceğini düşünüyorsun? Sonu getiremeyeceksin, yine yüzüne gözüne bulaştıracaksın.’  diye köşeye sıkıştıracaklar.  

Bu durumda, hayattan istediklerini göz önüne getir ve karşındaki fırsatı değerlendirmezsen, sonuçlarının ne olacağını düşün. Korku hissettiğin zaman bil ki, kendini aşmak üzeresin. 

Korkulardan kaçarak yaşayamazsın. Yoksa korkak olursun. Korkularınla yüzleşmen gerekiyor. Eğer başarı ve mutluluk yolunda ilerlemek istiyorsan, korku tünelinden geçmen gerekiyor.  

Korkular köpek gibidir. Kaçarsan kovalar, kovalarsan kaçar. Korkunun panzehiri eylemdir. Yani harekete geçmektir 

Ne zaman tereddüt edip beklersen, korku büyür. Hareketlilikse korkuyu yener. İlk adımı attıktan sonra korkunun zayıfladığını göreceksin. 

Bir bütün, ufak parçalardan oluşur. Bir yemeği tek bir lokmada yutamazsınız. Bir köprünün inşası iki ufak parçanın birleştirilmesiyle başlar. Bu kitap ilk cümlenin yazılmasıyla başladı. İşin tümü sizi korkutmasın. Hiçbir şey zor değildir., yeter ki parçalara ayrılsın.  

Herkes bir takım projelerden bahseder. Ama şartlar oluşuncaya dek erteler. Bir yönetici karar verirken, bütün veriler nadiren elinde olur. Hatta çoğunlukla bir araya gelmez. Ama bir an gelir ki, karar vermek zorundadır. 

Şartlar hiçbir zaman mükemmel olmayacak. Bir noktadan sonra eldeki şartlara göre en iyi hamleyi yapmak zorundasınız. Çoğu zaman en kötü hamle, hamle yapmamaktır. İlk adımı hemen atarsınız, hedefinize bir adım yaklaşmış olursunuz.   

Korkunun en büyük besleyici hareketliktir. İnanırsan ve harekete geçersen korkuyu yenebilirsin. 

Yirmi yıl sonra yaptıkların için değil, yapmadıkların için pişmanlık duyacaksın. 

 

Bazı şeyleri sürekli erteliyoruz. Çünkü kendimizi iyi hissetmiyoruz. Tam ilk adımı atacağımızda, “ Kendimi iyi hissetmiyorum, iyi hissettiğim zaman başlarım.” ya da “Kendime daha fazla güvendiğim bir zamanda, o korktuğum şeyleri  yapmamız gerekiyor. Başka bir deyişle, ancak o korktuğumuz şeyleri yaptığımızda, kendimize daha fazla güvenip kendimizi iyi hissedeceğiz. 

Size korku veren durumları göz önüne getirin. Bunlarla ilgili ne yaptınız? Olayların korktuğunuz şekilde gelişmemesi için bir şeyler yaptınız mı, yoksa sadece oturup olanları mı izlediniz? Siz yapmanız gerekenleri yaptınız mı? unutmayın, hareketsizlik korkuyu körükler. Belki de korktuklarınızın başınıza gelmesine neden olacak bazı şeyler yapıyorsunuzdur.  

Bir kağıt alıp nelerden korktuğunu net olarak yaz. 

 

Düşmanı tanımlayabilirsen, onu alt edebilirsin. 

 

Yalnız kalmaktan mı korkuyorsun? Kendine iyi bir bak. Yalnız olmanın sebepleri ne olabilir? Neleri  değiştirebilirsin? 

İşini kaybetmekten mi korkuyorsun? Yerini sağlamlaştırmak için neler yapabilirsin? İşini sahiplenip gereken özeni gösteriyor musun?  

Şimdiki işinde sıkışıp kalmaktan mı korkuyorsun? Sonsuza kadar orada kalmaman için bir planın var mı? Yarın korktuğunun başına gelmesini istemiyorsan, bugün bir şeyler yapmalısın. 

Belki de istediğin gibi bir iş bulamamaktan, hatta nasıl olursa olsun, bir iş bulamamaktan korkuyorsun. Şimdiye kadar neler yaptığını gözden geçir. Elbette biraz sabır gerekiyor, ama neleri farklı yapacaksın?  

İş görüşmelerinde yeterince istekli davranıyor musun? İşi yapabileceğin yada işi hızlı bir şekilde öğrenebileceğin konusundaki inancını karşıya aktarıyor musun?  

 

Sen olsan kendini işe alır mıydın? 

 

Neden?  Gerekirse ücretsiz çalış, ama hareket halinde ol. ilk başta mükemmel iş olmasını bekleme. Bir köşede bekleyip paslanma.  

Mutlaka zamanınızı değerlendirmek için kurslara gidebilirsiniz. Ama bunu hayattan yada korkularınızdan kaçmak için yapmadığınızdan emin olun.  Kurslara saklanmak için gitmeyin. Hayatın içine dalın, hayatla yüzleşin. 

İş aramaktan vazgeçmeyin. Birkaç hayırdan sonra durmayın. Akla mantığa sığmayacak şeyler yapın. Komik duruma düşmeyi göze alın. Yaptıklarınız işe yaramazsa, farklı bir şeyler yapın ve devam edin.  

Ne yaparsınız yapın, sadece evinizde oturup içinde bulunduğunuz şartlara yada karamsarlığa teslim olmayın. Bir iş bulmaya karar verip, buna inanıp bu doğrultuda kararlı bir şekilde harekete geçersiniz, gerçekten de iş bulamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? 

Lütfen kendinize gelin. Gidin ve o işi bulun, bulamazsanız da, siz  bir işverene gidip oraya değer katabileceğiniz bir şeyler teklif edin. 

Önce çalışmaya başlayın. Daha iyi bir iş için sonra endişelenirsiniz. İşe başladığınızda da işyerini, çalışanları ve patronunu hor görmeyin. İşiniz olduğu için minnettar olun ve elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın. 

Kendine ait bir işin var ve işinin bulunduğu nokta seni endişelendiriyorsa, neler yapabileceğin konusunda bir liste geliştir. İş hacmini arttırmak, işleri hızlandırmak için neler yapabilirsin?  

Çalışanlarınla bir araya gel ve işin şu andaki durumunu açıkla. Yardım isteyip, fikirlerini al. Durumu herkes sahiplensin, birlikte bir şeyler yapın. Ama sorumluluğu ele almalısın, çalışanları  yada başkalarını suçlama.  

 

Senin daha iyi çalışanlara ihtiyacın yok, çalışanların daha iyi bir lidere ihtiyacı var. 

 

İster kendi işinizdeki, ister çalıştığınız işteki korkularınız olsun, hemen umutsuzluğa kapılmayın. Her zaman yapılabilecek bir şey vardır. Eski kalıplardan çıkın. Yaratıcı olun. ‘İşimi nasıl daha iyi yapabilirim?’ sorusunu her zaman sorun.  

İşinizde her gün ufak iyileştirmeler yapın. Her hafta veriminizi %2 geliştirseniz, bu yılda yaklaşık %100’lük bir artış yapar. Üç yılda, katlamalı olarak performansınızı %800 arttırmış olursunuz.  

Bu durumda, bugün sahip olduğunuz korkular kalır mıydı? Bunu başarabilirsiniz, ama her gün inatla, tekrar tekrar ‘İşimi nasıl geliştirebilirim, verimimi ve işteki değerimi ve işteki değerimim nasıl arttırabilirim, kendimi hangi yönde geliştirebilirim?’ 

sorularını sormalısınız. 

 

Ne istediğine karar verip hayatına yön ver. 

 

Sana ne heyecan ve mutluluk verirdi? Bu korku sana gerçek bir karar aldıracak. Neler yapman gerektiğini kağıda yazacaksın. Bkorkuyu gerçekten yüreğinde hissediyorsan, kararını uygulaman için seni ilesiye korkutan şeyleri yapacak gücü kendinde bulacaksın.  

Evliysen yada çocuğun varsa, onlara örnek olman gerektiğini  düşün. Şimdi yoksa da ileride olacak. Sevdiğin ve yardım etmek istediğin insanlar var. Belki de ailenin reisi sensin. Onlar için ölümü göze almaya, her şeyini feda etmeye hazırsın. Kimsen yoksa da gururun var, onurun var. İçindeki cesareti, gücü ve arzuyu hisset. 

 

Kararlı olun. Cesaretin diğer yüzü kararlılıktır. İkisi birbirinden ayrılmaz ve aynı zamanda gelişir. Kararlılık, disiplinin uygulanmasıdır. İşler ters gittiğinde kararlı  bir şekilde devam edebilmek, cesaret, karakter, kendinize ve durumun üstesinden gelebileceğinize derinden gelen inancı gerektirir.  

Nasıl inanabileceğinizden daha fazlasını başaramazsanız, kendinize inancınız, mücadelenin peşini bırakmadıkça artar.  

Birçoğumuz hayata kendimizden şüphe ederek başladık. Birçok alanda güven eksikliği duyarak , hatta aşağılık kompleksleriyle. Ama şunu unutmayın; azmederseniz kendinize olan güveniniz artar.  

 

 

 

Ne kadar yakın olduğunu göremezsin. Çok yakın olabilir, çok uzakta gibi dururken. 

 

Hayatta kayda değer bir başarı kazanmış her adam ya da kadın, cebelleştiği ve her şeyin kaybedebildiği gibi görünen dönemleri yaşamıştır. Dayanmanın bir yararının kalmadığını düşündü o karanlık evrelerden geçmiştir.  

Ama daha sonra fark ettikleri, bunun kaderin oynadığı bir oyun olduğuydu. Tam başarısızlık kaçınılmaz gibi göründüğünde, genellikle zaferden bir adım ötedesin. İşler kötü gittiğinde, yolun dik bir yokuşsa, ağlamak istiyor ama gülümsüyorsan, zorunluysa dinlen, ama pes etme. 

Birçok başarısızlık, devam edildiğinde, başarıyla sonuçlanabilecek çalışmaların yarım kalmasıyla ortaya çıkar. Hızın yavaş diye vazgeçme. Bir kez daha yüklenerek başarabilirsin belki. Esas o en büyük darbeyi seçebilmektir. 

 Gerçek cesaret, engeller ve zorluklarla boğuşurken, mücadele gücünüzün kalmadığını hissettiğiniz anlarda vazgeçmek yerine, devam etmeyi seçebilmektir. Gerçek cesaret içinizdeki düşmanla savaşabilmektir.  

Eğer her alanda kolayca başarılı olsaydık, karşımıza engeller çıkmasaydı, bunlarla savaşıp mücadele edip karakterimizi geliştirmezdik. Her zorlukta değerli bir ders yatar. Bütün zorluklarda,eğer ararsan bulabileceğin bir avantaj, bir olumlu taraf vardır.  

Cesaretin en büyük testini, yenilgiyle yada başarısızlıkla karşılaştığınızda inancınızı ve kararlılığınızı kaybetmemekle vereceksiniz.  

Bütün dünyanın alkışları önünde yapılabilecekleri, etrafta kimse yok iken tek başına yapacaksın. Bugün elinde hiçbir dayanak olmasa da, insanlar seni ciddiye elinde almasa da, sana gülse de, insanların seni alkışlayacağını hayal edeceksin. Gözyaşı dökerek kendi yüreğinde hissettiğin arzuyla yapacaksın bunu. Gerçek cesaret budur. 

Hayalin sana güç verecek. Risk alıp tünelin sonundaki ışığı görmeden içeri dalacak ve ilerleyeceksin. Korkularınla yüzleşip, belirsizliklere rağmen ilerlemeye devam edeceksin. Cesaret, hayattaki muazzamlığın vazgeçilmesidir.  

 

 Yapmaya korktukların zor değil, sen korktuğun için zorlaştırıyorsun. 

 

‘ Hak ettiğim hayat bu değil !’ Eğer bir şeyleri değiştirmeye karar verip harekete geçmezsen, hak ettiğin hayat bu olacak. 

 

Sonun gelecekse, bunun dizlerinin üzerinde olmasındansa ayakta olması daha iyidir. 

 

Cesur davrandığında alacağın yaralar, daha sonra cesaretinin madalyaları olacak, kendini aşağı görmene değil, kendinle gurur duymana yol açacak. 

Hayatının sona ereceğini korkma, hiçbir zaman başlamasından kork. Eğer korku seni yiyip bitiriyorsa, sen de dönüp onun bir parçasını ısırıp kopar.  

Her büyük başarının başlangıç noktası şiddetli arzudur. Çünkü güçlü arzularınız varsa, korkuyu yenersiniz sizin için yeterince önemli bir şey varsa vazgeçemezsiniz. Hayalleriniz ve nedenleriniz, korkularınızdan büyük olduğu sürece korku sizi durduramayacak, ilerlemeye devam edeceksiniz.  

Birçoğumuz korkudan bir şeyler yapmaya cesaret etmez ve bu sayede yeteneklerimizi açığa çıkamazsak, arena sadece biraz cesaret eden ve işleri alelade bir şeklide yapan kişilere ait olacaktır. Hangi sektörü gösterirseniz gösterin, zirvedekilerin yaptıkları işi çok daha iyi yapacak insanlar aramızda dolaşıyor, bunlardan bir tanesi de sensin. Ama korkularını yenip istediklerin için bir adım ileriye çıkman gerekiyor. Yeterince olduğun yerde kalmadın mı? 

 

Yıkılan   Ev  

 

Bir adam, yıkılan evinin karşısına geçmiş; bir yandan ağlıyor, bir yandan,  

“Ah evim! Çökmeden evvel bari bir haber verseydin de ona göre tedbir alsaydım.” diye sızlanıp duruyordu.  

Birden harabeden bir ses yükseldi : 

“ Be adam!... Ben  sana, çatlayan duvarlarım, dökülen sıvalarıma ‘çöküyorum’ diye kaç senedir haber yolluyordum. 

Fakat sen her defasında bir avuç toprakla çıkıp geliyor, verdiğim haberi ağzıma tıkıyordun.  

Sen ikazlarımı duymak istemedikten sonra, ben ne yapayım? 

 

 BU   HAYAT   SİZİN  

Neden aklı başında, yetişkin, sağlıklı, gücü ve kuvveti yerinde bir insan hayatının sorumluluğu eline almaz? Neden dünyayı tek bir kişi değiştirebilirken, peşinden milyonları sürükleyebilirken, tek bir insan bir ulusu ayakta tutabilirken, hayatta birçok talihsizlik,  yaşayıp bütün olumsuz şartların üstesinden gelerek çevresini ve insanlığı gıpta ile baktırırken, dünyanın şaşkın bakışları arasında imkansızı başarırken, neden kendimizi bir kurban gibi görürüz? Neden işler yolunda gitmeyince birçoğumuz durup düşünmeyi ve hatalarımızı kabullenmeyi reddedip hemen suçlayacak birilerini arar? 

 

Arzuladığınız yaşama doğru hareket ederken bazı yüklerden kurtulmanız gerekir. Mazeretlerdir onlar.  

 

Hatalarımız ve istenmeyen sonuçlar için mazeretler bulmak başarısızlığın en büyük nedenlerindendir.  

Birçok kişi bir mazeret seçtikten sonra onunla yapışık bir ikiz gibi dolaşmaya başlar. 

En büyük yalanlar kendimize söylediğimiz yalanlardır.  

 

Maalesef bazı yalanları tekrar ede ede bizim doğrularımız haline geliyor ve aksi yöndeki düşüncelere şiddetle karşı çıkıyoruz. Yalanlarla gerçekler adeta iç içe geçiyor. 

Arkasına sığındığımız mazeretler de bu yalanlardır. Mazeretler, çoğunlukla yaşadıklarımızı çarpıtarak sorumluluğu üzerimizden atmak ya da kendimizi aklamak için uydurulan kılıflardır.   

‘Hayrola nereden?’  

‘Be be ben mi? Ra rad radyodan geliyorum…’ 

‘Ne vardı radyoda?’ 

Spi spi spi spiker sı  sınavı vardı da….’ 

Eee noldu?’ 

‘’  bırak yahu?   kıravat tak tak takmadık diye almadılar.’ 

 

 NEDEN  GÖSTERMEYİN  

 

Ne kadar yaratıcı olduğuna bakar mısın? Bir de gerekenlere sahip değilim diyorsun. Ürettiğin mazeretlerin çeşitliliğine bir bak. Başarılı olmanı engellediğini iddia ettiğin şu senaryoların çeşitliliği ünlü senaristleri bile kıskandırır.  

 

Başarının ana babası çoktur, başarısızlık ise yetimdir.  

Buda 

  İstediğiniz sonuçları elde edemediğinizde, kendiniz de olmak üzere hiç kimseye neden göstermeyin.  

İlk denemende olmadı diye neden imkansız olsun? Yapanlar yok mu? Yapanlar olmayacak mı? mazeretler sadece sorumluluktan kaçma senaryolarıdır.  

Herkes keyfi yerideyken çalışabilir. Önemli olan moraliniz bozukken ya da umutsuzluğa kapılıp tünelin sonundaki ışığı göremediğinizde disiplininizi koruyabilmek. Motivasyonunuz düşmüşken, işler ters gitmişken, yüzünüz kızarmışken, tüm  gece boyunca kendinizi televizyonun karşısındaki koltuğa teslim etmek üzereyken, tekrar hedeflerinize konsantre olabilmektedir önemli olan, Yıkıldığınızda tekrar ayağa kalkabilmektir. Başarı başka şeyleri yapmak isterken yapmanız gerekenleri yapmaktır.  

 

İşin ayıbı da bizdedir, kusuru da. 

Mevlana 

 

Üniversiteli öğrenci tatil vesilesiyle köyüne döner. Hoş-beş muhabbetinden sonra çantasını boşaltır. Annesi aşırı kirli çamaşırları görünce :  

‘Kızım bunları niye yıkamadın?’ 

‘Olanak bulamadım anne.’ 

‘Ah kızım! Olanak bulamadıysan, sabun da mı bulamadın?’ 

  

Hoşnut olmadığınız bir şey varsa, değiştirmek için bir şeyler yapmaya başlayın. Yapmayacaksınız da, şikayet etmeyin.  

Hiçbir zaman şikayet etmemiş olsaydınız, suçlayıp hayatınızın bugün nerede olurdu? 

Eğer bugünden itibaren suçlamadan, sorumluluğu ele alarak yaşamaya başlamış olsaydınız, hayatınız hangi yönde gelişmeye başlardı? Ufak tefek şeylerin moralinizi bozmayacağını, enerjinizi boş yere ve gereksiz şekilde harcayacağınızı bir hayal edin.  

 

Çözümün bir parçası olmayan, sorunun bir parçası olur.  

Goethe 

  

Sorumluluk bilincine sahip olduğunuzda, hayatınızda bir şey yolunda gitmediğinde, ‘Neyi yanlış yaptım.’  yada ‘Nerede farklı davranabilirdim? Diye düşünürsünüz. Sorumluluğu kabullenmezseniz, suçlayacak birilerini ararsınız. 

Herkes tarafından çok sevilen bir adam vardı. Fakat kader ve dua anlayışı biraz farklıydı.  

Bir gün yaşadığı ilçede sel felaketi yaşandı. Herkes kasabayı terk etmeye başladı. Ama adam yerinden kımıldamıyordu. Sonunda en yakın komşusu arabasını onun evinin önüne çekerek kendisine seslendi. ‘Haydi ! Arabaya atla! Kasabada kimse kalmadı. Barajın kapakları patladı, büyük bir sel geliyor.’  

Adam, ‘Sen git. Allah beni kurtarır.’ Dedi sonra sular yükselmeye başladı. Yardıma gelen bir kayığı ve onun ardından gelen tekneyi ‘Allah beni kurtarır’ , diyerek geri çevirdi. Sular o kadar yükselmişti ki sonunda evin bacasına çıktı. Kendisini kurtarmaya gelen helikopteri de aynı gerekçeyle uzaklaştırdıktan sonra boğularak öldü.  

Allah katına yükselince, ‘Allah’ım sana güvenmiştim. Niçin benim dualarımı kabul edip beni kurtarmadın? Tanrı kendisine seslendi.  

‘Denedim hem de çok denedim. Önce sana arabasıyla komşunu gönderdim. Sonra bir kayık, ardından bir tekne ve son olarak bir helikopter gönderdim. Ama sen hiçbirini kabul etmedin.’  

Siz kimi ne için suçluyorsunuz?’ 

 

 

HER  ŞEYİN  BİR  NEDENİ   VARDIR. 

 

Günlük olarak yaşadığımız zorluklar ve sıkıntılar kendiliğinden oluşmaz. Çok kişi ise yaşananları şansa bağlar. Düşünsenize bir, dünyadaki her şey şans eseri gelişseydi. Kim bilir neler olurdu? Bir bakmışız Afganistan, Amerika’yı istila etmiş. 

Dünyada bazı kanunlar vardır. Yer çekim kanunu gibi. bir elmayı avucumuzdan bıraktığımızda şans eseri bir seferinde aşağı düşüp başka bir zaman havada asılı kalmıyor. Yada suyu 100 dereceye ısıttığımızda su donmuyor. Hava durumunda nedensiz bir şekilde gelişme göstermiyor. 

Hayatta tesadüf yoktur. Koç topluluğu yeniden yapılandırma çalışmalarının şans üzerine kurulu olduğunu bir düşünsenize. Tüm çalışanların isimleri kocaman bir çuvalın içine atılıyor ve kura işlemine göre ilk çıkan genel müdür, ikinci çıkan genel müdür yardımcısı  derken bütün personel yeni görevlerine başlıyor. Saçma değil mi? peki o zaman sen neden bazı şeyleri şans ya da kötü talih olarak açıklıyorsun? Senin yaşadıklarının istisna olacağı konusunda bir neden yoktur.  

Başarılı insanların ortak bir özelliği, başarısızlıklarının sorumluluklarını üstlenmeleridir. Elde ettikleri başarılarının da kendi çabalarının sonucunda meydana geldiğini çok iyi bilirler. Başarılı olmayanlarsa, hayal kırıklığı yaşadıklarında kabahati başkalarında ararlar. Başarıyı da şans faktörü ile açıklarlar.  

Başarılı insanlar, hiçbir şeyi yada kimseyi suçlamamak konusunda ısrarlıdırlar.  

 

MASUM   ŞİKAYETLER 

 

‘Garson beş dakikadır sipariş almaya gelmedi.’ veya ‘Ahmet’in odasındaki pencere benimkinden daha büyük.’ Hayat bize bu tür durumlardan daha zor mücadeleler sunar. Biz bunlarla uğraştığımızda, gerçek mücadeleler için gücümüz kalmaz ve otomatikman mazeretler üretmeye başlarız.  

Bir düğündeki oturma düzeni bozukluğu yüzünden akraba ilişkilerini yeniden değerlendiren birileri aklınıza geliyor mu?  

Bir de toplu şikayet seansları vardır. Hastalıklarından bahsetmeyi sevenler vardır: ‘Geçenlerde çok kötü üşütmüşüm , ateşim 40 dereceydi.’ Hemen birileri atılır: ‘ Oda bir şey mi, geçen ay 42 derece ateşle beni hastaneye zor yetiştirdiler, ölmek üzereydim.’ Ya da açık arttırma gibi herkes ağrılarından bahseder. En çok ağrısı olan yarışmayı kazanacakmış gibi sağlık sorunlarını anlatıp empati beklerler.  

Peki ya işyerinizdeki şikayet kulüplerine ne demeli? Kulübün üyeleri öğle tatillerinde, kahve molalarında bir araya gelirler. Bir yandan yemeklerini yerken bir yandan da makineli tüfek gibi işyerleriyle ilgili şikayetlere başlarlar. Hepsi de birbirlerine sonuna kadar empati duyar ve destek verir. Bu tür insanlar çok büyük kurumlarda bile birbirlerini bulmakta zorlanmazlar. Bir mıknatıs gibi kendilerini birbirlerine çekerler.  

Ben size hayattaki problemleri görmezden gelin demiyorumSadece şikayet etmek yerine enerjinizi problemlerin çözümüne ayırmalısınız. Son zamanlarda kendinizi yorgun hissediyorsanız, ne kadar yorgun  olduğunuzu düşünmek ya da insanlara dert yanmak yerine düzenli olarak spor yapmaya karar verin. Ya da erken yatmaya özen gösterin. 

 

AFFEDİN 

 

Karanlık bir gecede yolculuk yapan bir geminin kaptanı hakkında bir hikaye duydum. Kaptan birden bire tam önünde parlak bir ışık fark eder ve gelenin kendi gemisiyle aynı rotada olduğunu görür. Telsize yönelir ve gelen aracın rotasında on derecelik Doğu’ya bir kayma isteyerek acil bir mesaj yollar.  

Birkaç dakika sonra, geri bir mesaj gelir. Mesaj , ‘Yapamayız, rotanızı on derece batıya değiştirin.’ der. 

Kaptan sinirlenir. Üstü kapalı bir mesaj daha yollar. ‘Ben denizci  bir kaptanım. Rotayı değiştirmenizi istiyorum.’ 

Birkaç dakika sonra cevap gelir, “ben ikinci sınıf bir denizciyim. Yapamam. Rotanızı değiştirin.”  

Kaptan daha fazla hiddetlenir. Son bir mesaj yollar. “ Ben bir savaş gemisiyim ve rotamı değiştirmiyorum.” Cevap olarak sert bir mesaj gelir. “ Ben deniz feneriyim. Bayım sizin seçiminiz.” 

Çoğu kez bu gemici kaptanı gibiyiz; dik başlı ve inatçı olabiliyoruz. Değişmemek için her türlü sebep bulabiliyoruz; ‘Beni çok fazla üzdüler. Bana karşı çok fazla hata yaptılar. Bağışlamayacağım!” 

Hepimiz hata yaparız ve eğer başkalarının da hata yapabileceğini kabul edemiyorsanız, mutlu ve başarılı bir hayata aday değilsiniz. Tamamıyla ve içtenlikle affedebilmek sağlıklı bir kişiliğin göstergesidir. Sağlıksız kişiliğin göstergesi ise uzun süre kırgınlık taşımak ve öfke duymaktır.  

 

Öfkenize tutunmak elinizde başka birisine atmak üzere taşıdığınız sıcak bir kömüre benzer. Yanan sizsinizdir.  

Budha 

  

Bağışlamayarak kendimizi koruduğumuzu düşünürüz, ne var ki korumayız.  

Sürekli kızgınlık içerisinde olduğumuzda, farkında değilizdir, ama kendi hayatlarımızı zehirliyoruzdur. Bağışlamadığımız zaman, diğer insanı incitmiyoruz, bize yanlış yapan şirkete bir kötülüğümüz dokunmuyor. Sadece kendimize zarar veriyoruz. 

Cengiz Hocam, yapamam ! Bu çok zor. Bağışlayamam. Beni o kadar üzdüler ki!” diyor olabilirsiniz. 

“Bana neler yaptıklarını bilmiyorsun!” 

Hayır bilmiyorum. Ama onları hayrına bağışlamıyorsun ki ! kendiniz için bağışlıyorsunuz eğer intikam peşindeyseniz, iki mezar kazın.  

Birçok insan yaşadıkları olumsuz olayları ve kırgınlıkları bütün hayatları bot-yunca beraberinde taşır. Bazılarımız, daha önce yaşanmış bir olaydan dolayı yıllarca mutsuzluk yaşadık. Bu kimi zaman batan bir iş kimi zaman verdiğimiz bir karar ya da yürümeyen bir beraberlik oldu.  

 

Kızmak, başkalarının hatalarının intikamını kendinden almak demektir.  

 

Kin ve kızgınlık, geleceğinizi şekillendirmek için gereken enerjinizi, umut ve isteğinizi bir kara delik gibi yutar. Eğer duygularımızı ve bize ait olan sorumluluğu kabullenip bağışlarsak, o negatif çöplüğün zihnimizde birikmesine izin vermeyiz. Yani kızgınlık ve kini uzaklaştırırız. Böylece bütün potansiyelimizi yaşayabilmek iç,in serbest kalırız.  

 

Kendinizi affedin. Daha önce yapmış olduğunuz her aptalca, anlamsızca, düşüncesizce ve acımasızca şey için kendinizi affedin. Kendimizi suçlamak ve affetmeyi reddetmek yerimizde kalmak için kullandığımız bir mazerettir. 

 Hepimizin hayatında başarısızlıkları var, hepimiz hata yapıyoruz. Geçmişe sıkı sıkıya tutunmak yerine kendinizi bağışlamalısınız. Kendinizi yıpratmaktan vazgeçin. O zamanki loşular içinde, elinizden gelenin en iyisini yaptınız.  

Peki, siz kendinizi ne için affedebilirsiniz? Yaptığınız ya da yapmadığınız bir şey için mi? sahip olduğunuz ya da olmadığınız bir özelliğiniz için mi? Başkalarının bazı davranışlarına tahammül ettiğiniz ya da boyun eğdiğiniz için mi?  

Hatalarınız ve başarısızlıklarınız için mi? başarısızlık duygusu sizi tüketiyor mu? Uğradığınız bir haksızlık için kendinize kızıyor musunuz? Başkaları hakkınızı yediyse de kendinizi affedin. Kendinizi affettikçe, üzerini 

 

Affetmek geçmişi değiştirmez, ama geleceğin önünü açar.  

 

Kendinizi aşağı görmenin kime ne yararı  olacak? Kendinize kendi çocuğunuzmuş gibi davranın. Her zaman yanında olun. Kendi kendinizi hançerlemeyin. Mücadele dışarıda değil, içeride. Kendinizi serbest bırakın. Kendi yolunuzdan çekilin, gelişiminizin ve ilerlemenizin önünü tıkamayın.  

Belki şunu sorabilirsiniz: “Sorumluluğu kabul etmek suçlunun ben olduğu anlamına geliyor mu? Sorumluluğu kabul ettiğinizde, geleceğe bakıp neler yapabileceğinizi düşünürsünüz. Geriye bakıp değiştiremeyeceklerinizi deşmezsiniz.  

Herkes geçici olarak cesaretsiz ve mutsuz olabilir. Hayat zordur ve hepimiz zaman dibi boylarız. Ancak dipte kalmamalısınız. Buradan kurtulmanın ilk adımı, bu durumu düzeltebilecek kişinin siz olduğunu fark etmektir.  

Hayatınızda yolunda gitmeyen şeyler için sorumlu olarak kendinizi görmenin kolay olduğunu söylemiyorum. Önünüzdeki engelin kendiniz olduğunu fark edebilmek kolay değildir.  

Ama hayatınızdaki acılara ve olumsuzluklara bizim sebebiyet verdiğimizde, kendi neşe ve mutluluklarımızı yaratabileceğimizi de görmüş oluruz. 

   0533 373 81 23